The girl who wanted to be god.
Ulan bütün filmi “Jude Law ne yakışıklı adam yaa” diye izlemiştim ben. Bu enrtyden sonra aynı filmden mi bahsediyoruz emin olamadım.

Ulan bütün filmi “Jude Law ne yakışıklı adam yaa” diye izlemiştim ben. Bu enrtyden sonra aynı filmden mi bahsediyoruz emin olamadım.

Kaç gündür üzerinde ciddi ciddi kafa yorduğum yegane soru: Tek bir gönderisi bile yokken nasıl 137 takipçisi oluyor ya nasıl? Nasıaaağl?!

Kaç gündür üzerinde ciddi ciddi kafa yorduğum yegane soru: Tek bir gönderisi bile yokken nasıl 137 takipçisi oluyor ya nasıl? Nasıaaağl?!

kotoyoseru:

There is a goddamn Naruto coat in the window of the charity shop across the road from my flat and the employees have dressed it up in a womens belt and necklace not realising that it isn’t a casual womans garment.

kotoyoseru:

There is a goddamn Naruto coat in the window of the charity shop across the road from my flat and the employees have dressed it up in a womens belt and necklace not realising that it isn’t a casual womans garment.

İki gündür aradığım sakızım klavyenin altından çıktı. İğrençliğimin sınırı yok, evet.

İki gündür aradığım sakızım klavyenin altından çıktı. İğrençliğimin sınırı yok, evet.

Halbuki bu blogda cool olmam gerekirdi.

Halbuki bu blogda cool olmam gerekirdi.

To Rome with Love’ı izlediğimden beri bu adam aklımın bi’ köşesine öyle bi’ takılmış ki Erasmus’ta İtalya’ya gidip uçaktan iner inmez etrafımın böyle tiplerle kaplanacağına dair saçma ve 10-15 yaş arası hayaller kurar oldum. Ben bu hallere düşecek adam değildim!

To Rome with Love’ı izlediğimden beri bu adam aklımın bi’ köşesine öyle bi’ takılmış ki Erasmus’ta İtalya’ya gidip uçaktan iner inmez etrafımın böyle tiplerle kaplanacağına dair saçma ve 10-15 yaş arası hayaller kurar oldum. Ben bu hallere düşecek adam değildim!

Arkadaşımın söylediği süper bi’ program indirdim telefonuma. İşte şehrini yazıyosun, takip ediyosun müzik gruplarını. Şehrine gelirse sana haber veriyor program filan şeklinde. Bi’ kaç gün önce ne göreyim; 2015’de Blind Guardian geliyomuş! Ve evet mutluluğumu kusacağım kimse olmadığından buraya kusuyorum. Şimdiden para ayırmayı bi’ yere not etsem iyi olucak.

   Bu aralar en çok gözüme batan ve sinir olduğum şey de sanatçıların, özellikle, eylemlerinin siyasi olmadığını söyleyip durması. Bizim gibi ‘sıradan’ insanların ”bunun üzerinden siyaset yapma” laflarını ve buna tepkilerini ayrıca komik buluyorum ve şu anlık dışında bırakıyorum.
   Bu akşam otobüsteyken bir heykeltraşın röportajını okudum. Çok keyifli bir yazıydı üstelik. Fakat şu cümleler düşündürdü beni : ” Yaptıklarım politik bir duruşun ifadeleri değil. Benim sanatçı olarak vizyonumla ilgili. Aynı şekilde doğru ve haklı olduğumu da savunamam. Bir şeyi eleştiriyor ya da fikir beyan ediyor değilim. Birşeyleri yansıtarak mümkün olduğunca çok insanın belli konular üzerinde beyin fırtınası yapmasına ön ayak olmak amacım.”  Bir sıkıntı yok gibi görünüyor değil mi? Oysa bence var! Projesinin konusu şu şekilde : ”Nourry’nin “Terracotta Daughters” olarak adlandırdığı projesiyle Çin’de ilk imparator Qin Shi Huang’ın mezarında bulunmuş olan, MÖ 210 yılında yapılmış, dünyanın sekizinci harikası sayılan Terrakotta Ordusu heykellerini, tercih edilmediklerinden ötürü dünyaya getirilmemiş olan kız çocukları formunda yeniden yapmasının arkasındaki fikir bu. Nourry’nin oradaki heykeltıraşlarla ortak çalışarak dünyaya getirdiği –gerçek boyuttaki– kız çocuklarından meydana gelen 116 kişilik bir ordu…” ve diğer projelerinden de söz ediliyor röportaj boyunca. Sosyolojik ve antropolojik verilerden yararlandığını ve sosyolojik tartışmalara başka bir boyut kazandıracağını düşünüyor. Her şey çok güzel fakat bu derece siyasi bir mevzuda ne kadar politik olmamayı düşünebiliyor? Üstelik insanların yaptığı her şey siyasi bir eylemken. ”İnsan siyasi bir hayvandır” en nihayetinde. Konuyu siyaset bilimi giriş kıvamında basite indirgedim kafamda ve bir şeylere tepki olarak yapıldığı çok belli olan bu heykellerin neden politik bir eylem olmadığını sorguladım -ki sanatçı daha sonra Çin’de gömmeyi düşündüğünü söylüyor heykelleri. Ne kadar da politik olmayan bir eylem değil mi?-  
   Röportajın devamında bahsi geçen sanatçının gittiği ülkelerde, yaptığı projelerde dışardan bir göz olarak görülmediği vs. üzerine bir bölüm geçiyor. Açıkçası bana bu ”etliye sütlüye karışmayayım da herkesin sevdiği insan olayım” kafası bir düşünce gibi geldi. Diyor ki; yaptığım iş kadın gözünden ama feminist değil? Nasıl değil? Ya da ben feminist değilim mi demeye çalışıyor? Belki de ben çok derin düşündüm ve olmayan imalar görüyorum. Yalnız anlatmaya çalıştığım şeye dönersek, diyeceğim odur ki; yaptığı işi siyasi olarak görmemek, özellikle sanatta ve daha da spesifik bir örnekle bu heykellerde herkese yaranma çabasından başka bir şey değil gözümde. O kadar eğreti ve o kadar yalan. 

Röportaj için buradan

picsandquotes:

This sad Brazilian fan was shown crying. But no ones published this beautiful picture of him handing the trophy to a German fan. He was quoted as saying “Take it to the final! As you can see, it is not easy, but you deserve it, congratulations”

picsandquotes:

This sad Brazilian fan was shown crying. But no ones published this beautiful picture of him handing the trophy to a German fan. He was quoted as saying “Take it to the final! As you can see, it is not easy, but you deserve it, congratulations”

   Bu yazı hakkında bi’ kaç satır bi’ şey yazmak istedim, nerelere gideceğimi bilemediğimden döndüm dolaştım yine buraya geldim.
   Öncelikle belirtmem gerekir ki yazının çıkış noktasını tabii ki destekliyorum ve bilerek ”kadın olarak” diye de eklemiyorum. Eleştirdiğim kısım da burası olacak keza. ”kadının bel altı” üzerinden yapılan esprileri, küfürleri desteklemememin kadın olmamla alakası var tabii ki ama büyük oranda insan olmamla alakalı. Bu noktada yazının ana düşüncesi olan ”tecavüze uğramak” üzerinden yapılan esprileri ben de komik bulmuyorum. Fakat bir insanın bu esprilere gülmemesi için illa tecavüze uğraması mı lazım? Ya da tecavüze uğrayan bir insanı anlayabilmek için tecavüze uğramış olmak mı lazım? Yazıdan bariz bir şekilde bunun kokusunu alıyorum. Bunun yanı sıra ”tecavüze uğramak” aşağılık bir benzetme, katılıyorum fakat neden ”porno çekmek” aşağılık bir benzetme olsun? Porno çekmenin de izlemenin de aşağılık olmadığı kanısındayım, oyuncuların rızası yoksa o başka tabii. 
    ‘Bütün kadınlar için tecavüzü komik bulan her erkek potansiyel tecavüzcüdür” cümlesinin altındaki anlam da rahatsız etti beni. İstatiksel olarak bu ülkede kadın tecavüzleri oldukça fazla ve tecavüz diyince aklımıza ilk gelen şey kadın bedenine yapılan saldırı muhakkak. Fakat bu kadar ”düşünceli” bir yazı içinde ve Diyarbakır’daki tecavüz olaylarına da değinmişken bu durumu nasıl kadınla sınırlı tutarsınız? Erkeklere tecavüz edilmiyor mu? Üstelik bir kadın maçla ilgili o malum espriyi paylaştı diye onu da paylamışlar, siz nasıl kadınsınız der gibi. Kadınların bu konuda daha hassas olması beklenir pek tabii ki ama bu kendi kendini dışlamaktan başka bir şey değil gözümde. Bir erkeğin paylaşmasından daha ayıp ya da daha utanç verici değil. Bu cümlenin ”tecavüzü komik bulan her insan potansiyel tecavüzcüdür” olması gerekirdi kanımca. 
   Yazının çıkış noktasına tamamen katılıyorum, sanırım bunca eleştiriden sonra belirtmem gerekir. Ama bazı insanlık suçlarında cinsiyeti bu denli öne çıkarmak savunduğumuz cinsiyet eşitliğini yıkmaktan başka bir şey değil.